2 Mayıs 2018 Çarşamba

Altay Yaratılış Destanı

Hiçlikte yalnız Tanrı ve su vardı. (The god in the water)
Tanrı’dan başka gören, sudan başka görülen mevcut değildi.

Tanrı yalnızlıktan sıkılıp “Ne yapacağım?” diye düşünürken, su dalgalandı.

Sudan Ak Ana çıktı. (WWM - Wet&White Mother)
Ak Ana, Tanrı’ya: “Yarat!…” dedi, tekrar suya daldı. (The god of the god)

Bunun üzerine Tanrı Kişi'yi yarattı.

Tanrı’yla Kişi, sonsuz suyun güzelliğinde iki kara kaz gibi uçuyorlardı.
Fakat Kişi hâlinden memnun değildi. Tanrı’dan daha yükseklerde uçmak istiyordu. (İrtifa meraklısı Kişi)
Onun bu arzusunu sezen Tanrı, Kişiden uçma yeteneğini aldı. (Kanadını kopardı L)

Kanatsız kalan Kişi sonsuz suya düşüverdi.
Boğuluyordu.. (doğal olarak..)
Kişi, yaptığına pişman şekilde Tanrı’dan af diledi.

Tanrı, bağışladı ve Kişi’nin sudan yükselmesini istedi.
Denizin içinden bir yıldız yükseltti.
Böylece Kişi, bunun üstüne oturacak, batmaktan kurtulacaktı. (Great plan.. Congratsss God)

Kişi, artık uçamayacağı için Tanrı, dünyayı yaratmak istedi.
Kişi’ye, suyun dibine dalarak toprak çıkarmasını buyurdu.
Kötü düşüncelerinden hala vazgeçemeyen Kişi, denizin dibinden toprak çıkarırken, kendisi için de gizli bir dünya yaratmak istediği için ağzına biraz toprak sakladı. (şerefsiz)

Kişi, avucundaki toprağı, su yüzüne serpince, Tanrı toprağa “Büyü” diye buyurdu.
Büyüyen toprak, dünya oldu.
Fakat aynı zamanda Kişinin ağzındaki toprak da büyümeye başlayıp onu boğacak hale geldi.
Tanrı, Kişiye “tükür” diye buyruk vermeseydi Kişi, boğulup gidecekti. (Şapşal Kişi)

Tanrı’nın yarattığı dünya dümdüzdü.
Kişi tükürünce, ağzından çıkan topraklar bu dünyaya fırlayıp üzerinde bataklık tepeler meydana getirdi. (Beğendin mi yaptığını Kişi!!)

Buna kızan Tanrı, bu itaatsiz Kişi’ye “Erliğ” adını verdi. (Erliğ: şeytan, DEVİL)
Tanrı, Erliğ’i kendi ışık âleminden kovdu. (Get the fuck out here!)

Tanrı, bundan sonra yerden dokuz dallı bir ağaç bitirerek, her dalın altında bir adam yarattı. (The Tree of Life - 2011 - IMDB 6,8)

Bunlar, dokuz insan ırkının ataları oldular. (Nayn neyşın armi:Türk, kürt, laz, çerkez, alevi, sünni, abaza, zaza ve malatyalılar)

Erliğ, bu insanların bu kadar güzel ve iyi olduklarını görünce, onları kötülüğe sürükleyerek, kendisine çekti.
Tanrı, insanların bu akılsızlığına, Erliğ’e kanmalarına kızarak onları kendi başlarına bıraktı.

Erliğ’i yer altındaki karanlıklar dünyasının üçüncü katına kovdu. (Mağmaya yakın katmanlar)
Kendisi için de on yedinci kat göğü yaratarak oraya çekildi.

İnsanları korumak için, meleklerinden birini gönderdi.
Erliğ bu güzel göğü görünce, o da kendisine bir gök yaratmak için Tanrı’dan izin aldı.

Kendi göğüne teb’asını, yâni kandırdığı kötü ruhları yerleştirdi.
Erliğ’in teb’ası Tanrı’nınkinden daha iyi yaşadıkları için, Tanrı’nın canı sıkıldı. (ahshshghafdgfa)
Meleklerden birini göndererek Erliğ’in göğünü yıktırdı. (Fire in the hole)
Bu gök yıkılıp dünyaya düşünce, yıkıntılarından dağlar, boğazlar, ormanlar meydana geldi.

Tanrı, Erliğ’i dünyanın en derin katına sürdü.
Bu güneşsiz, aysız, yıldızsız yerde dünyanın sonuna kadar oturmasını buyurdu. (Hücre hapsi)

Tanrı, 17 kat gökten kainatı idare etmektedir.
16 kat gökte “Bay Ölken” altın dağda, altından bir tahtta oturmaktadır.
7 kat gökte “Gün Ana”, 6 kat gökte “Ay Ata” oturmaktadır.

Şuradaki >> https://www.edebiyatogretmeni.org/yaratilis-destani/ özete dokunuşlarla yazıldı.

17 Nisan 2018 Salı

Equus (Küheylan) / Peter Schaffer

Alan Strang’ı kıskanıyorum… 

Herkese diyorum ki eşim Margaret bir sofu, ben de bir Paganım. Bir Pagan! Medeniyetin ana rahminde çılgınca dönüşler yapıyorum… İlkelliğe doğru fantastik bir boyun eğme… Ah, ilkel dünya! Hangi içgüdüsel doğrular içinde kaybolup gitmiştir! 

Ve ben burada oturup hayal gücü olmayan zavallı bir kadınla dünyayı paylaşırken şu tuhaf çocuk gerçek olanı yakalamaya çalışıyor! 

Ben, Argos’un topraklarını titreten atların bulunduğu kitap sayfalarına oturup bakarken o, penceremin dışında Hampshire tarlasında atlarla tek vücut oluyor! 

Ben geceler boyu altı yıldır öpmediğim bir kadını örgü örerken seyrederken o, kendi Tanrısının terlemiş yanaklarını emiyor! 

Daha sonra her sabah kitapları rafa kaldırıyorum… Dionysus heykelime bana şans vermesi için dokunuyorum ve hastaneye gidip onu delilik yüzünden tedavi ediyorum. 

Beni anlıyor musun?

3 Ocak 2018 Çarşamba

Babylon

- Hamamı surların üstüne yapmak yerine suların üstüne yapsalar daha iyi olmaz mıydı?
- Efendim?
Metrobüs körüğüne yakın asılı duran LCD’yi göstererek;
- Hamam surlar üstüne kuruluymuş. Arabacılar Hamamı... Spa da varmış.
- ...?!!??!
- Diyorum ki hamamı neden surların üstüne kurmuşlar ki? Hayır, kurulabilir tabi ama bu övünülecek bişey mi? Anladık reklam... Anladık hedef kitlen metrobüs yolcuları... Ama bu bi hamamın özelliği olabilir mi? Ben olsam suların üstüne kurar reklamı da öyle yaparım. "Arabacılar Hamamı.. Suların üstüne kurulu hamamımız bay ve bayan bölümleri ile hizmetinizde. Üstelik sular üzerine kurulu olduğundan asla su sıkıntısı çekmeyeceksiniz. Suyu bol buldunuz, yıkanın… Arabacılar hamamı..." Bilmem ne sokak, numara 27, Fatih İstanbul.
- Yani?
- Yani hamamda en çok su tüketiliyo. Su hamamın hammaddesi… Hamamda su tüketilir, sur tüketilmez ki. Surların üstüne kurdun da noldu yani. İş mi... Sana ne faydası var? Peki bir tüketici olarak bana ne faydası var? Sur hamam seçiminde bir kriter olabilir mi? Benim olmaz. Mesela bi hamama gidecek olsam hamamda sur var mı aramam, su varmı onu ararım. Suru yok diye hamama gitmemişliğim yok ama evde su yok diye hamama gittim. Örnek olsun diye şeyettim bunu... Hem işletmeci olarak senin için de iyi olan bu. Suyun üstünde olduğundan çek suyu ver hamama. Maliyeti düşürürsün.
- Hamam reklamı mı vardı burda?
- Evet
- Görmedim ben.
- E geçti hemen çünkü. Bakmadın ki! Ne anlatıyoruz burda!

Babylon Bomontiye gideceğim, Mecidiyeköy’de inmeliyim. Sonra metroyla Osmanbeye geçer taksiye atlarım. Aşağı yukarı 10 lira tutar. 

Taksiye binmeden kafamı eğerim, şoförle göz göze gelip sigarayı gösteririm. Konuşmadan; “Sigaram var ve yeni yaktım.. Şoför, sigarama iyi bak, bu gördüğün içtiğim en lezzetli sigara, çektiğim her nefeste dumanı ayak parmaklarımda hissediyorum. Yer çekimini yeneli epey olmuş. Ayak parmaklarıma ulaşan sigara dumanı bulutlara dönüşüyor. Bulutlar üstündeyim. Osmanbey bugün amma kalabalık, insanlar üstüme üstüme yürüdü. Aralarından ustalıkla sıyrıldım da geldim sana. Peynir yuvarlama festivalinde peynir kovalayan Hollandalı gibi peşinden koştum senin. Takıldım sarının peşine. Doğulusun biliyorum, çünkü gerçek Kürtler sarışın olur. Gerçek taksiciler de kürt olur. Halden anlarsın sen. Sigaramla binmek istiyorum sana. Beni kabul eder misin?” diye sorarım. 

Konuşmadan cevap verir doğulu şoför; “Halden anlarım. Bin çabuk, nerde olmak istiyorsun söyle. Şüphesiz seni olmak istediğin yere götürecek olan ancak benim.” Sigaralı müşteriye teşne doğulu şoföre kanım ısınır ama yol boyu ağzımı açmam. Yanlış bir şey söylemekten korkarım. Geleceğim yere gelir inerim. Saat geç. Omar Souleyman’ın sahnesi bitmiştir. Tam ben ulaştığımda Nusaibin çıkar.

Harika, tüm detayları planladım. Gelecek 20 dakika boyunca ne yaşayacağımı biliyorum. Bu öyle bir his ki gelecek 20 dakika boyunca ne yaşayacağımı değil ne yaşadığımı biliyorum demek daha doğru.

Mecidiyeköy’de inmeliyim. Ne tesadüf tam da Mecidiyeköy’deyim. İndim. Elim istemsizce cebimdeki sigara paketine gitti. Zor durdurdum kendimi. Durdurdum çünkü henüz Osmanbey’de değilim, taksi aramıyorum.

Dilim damağıma yapışıyor. Dilim hiç kullanılmamış bulaşık süngeri kadar katı ve kuru. Suyun altına sokup emsin istiyorum suyu. -Üç, beş yıkamadan sonra iyice kendini bırakır sünger, artık yumuşacıktır.- Yumuşacık olsun istiyorum dilim. En son ne zaman su içtim hatırlamıyorum.

Hamidiye su makinesi gördüm sanki. Dokundum, gerçekten var… Cebimden 2 lira çıkarıp attım içine makinenin, 2 küçük içi dolu yaramaz su şişesi düştü hazneye hemen, gerçekten düştü. 

Önce birini aldım, diğeri haznede içilmeyi beklerken ordan ayrılmadım. Makinenin başında şişeyi apazlayarak içindeki suyu tek seferde fışkırttım içime. Tazyik damağımı yumuşattı. Dilim artık ağzımın içinde daha rahat hareket ediyor, dilim nemli… Derhal apazlanmayı bekleyen diğer yaramazı alıp boşunu hazneye bırakıverdim. Yeni yaramazı içerken dudağımın kenarındaki boşluklardan yol bulan damlalar döküldü. Artık montum da damağım gibi ıslak. 

Yarısına kadar içtim Hamidiye’mi. Susuzluğum bitmiş değildi ama bitsin de istemiyordum sanki. İşte tam da bu yüzden yarısını bıraktım, içmedim. Şişeyi üzerinde durduğum zemine kusursuz ölçüde paralel tuttum, açı sıfır. Kapak ise yaklaşık 20 derecelik bir açı ile kapatmayı beklediği şişeye bakıyor. Bu vaziyette kapağı birkaç tur şişenin ağzında çevirdim. Haliyle kapak tam kapanmadı. Kapağı çıkarıp açısını düzeltip yeniden çevirerek tam kapatabilirdim. Yapmadım.

Metrobüs durağından çıkıp, Mecidiyeköy metrosuna doğru ilerledim. Zira bir sonraki hedefim metro ile Osmanbey’e geçmek.

Yürürken;


  • Açı farkı sebebiyle tam oturmayan kapak su kaçırmaya, elimdeki şişeden yere su dökülmeye başladı. Yolları ıslayan bir itfaiye eri gibi metroya ilerliyorum.
  • Hava soğuk, montumu boğazıma kadar çekiyor, başımı biraz öne eğip açıkta kalan ağzımı soğuktan korumak için montun yakası içine sokuyorum.
  • Ellerim de üşüyor. Sağ elimde sokak sulayan, apazlandığı için formu bozulmuş su şişesi var. Cebime sokamam, sığmaz. Asimetri saplantısıyla boşta olmasına rağmen diğer elimi de cebime sokmamam gerektiği hissine kapılıyor, bunun yerine montumun kolunu uzatıp elimi içine gizliyorum. Yalnızca birkaç parmağım görünüyor ucundan. Arada elimi yumruk yapıp ağzıma götürüyor, hohlayarak ısıtıyorum avuç içimi.
  • Gözlerim tüm ani hareketlere duyarsız, hedefine odaklanmış bir kan çanağı kırmızısı… Göz kapaklarım tüm vücut ağırlığımın iki katı ağırlıkta nerdeyse.

Bu vaziyette azıcık ötedeki trafik ışıklarına varıyorum. Yayalara kırmızı, araçlara yeşil yanıyor. O da ne ışıklarda klonlarımı görüyorum adeta. Müşteri bekleyen cam silicileri… Ellerinde birer su şişesi, boştaki elleri kıyafet kollarının içinde, başları öne eğik, gözler baygın fakat ateş çemberi…  Domuz avlayan köylünün domuzun atış menziline girmesini sinsice beklediği gibi bekliyorlar araçlara yanacak kırmızıyı.

Ben ise beklemek niyetinde değilim. Gideceğim yöne doğru, akan trafiğin tersine yandan yürümeye başlıyorum. 5-10 adım sonra yanıyor kırmızılım. Karşıya geçmek için müthiş bir fırsat, Kırmızı ışıkta duran ilk araçtan 4 araç daha ilerdeyim. Dalıyorum araçların arasına, zigzaglar çizerek ilerliyorum yolun karşısına.

Bir şey dikkatimi çekiyor. Yanından geçtiğim camı açık araçlar derhal camlarını kapıyor, kapılarını kilitliyor… Göz göze geldiğim şoförlerin yüzlerinde korkuyu, tedirginliği seziyor ancak anlam veremiyorum. Biraz sonra geldikleri yönde bir kaza oldu galiba diye düşünüyorum. Yüzlerine yansıyan korku bu yüzden… Açıklamam beni tatmin ediyor.


Artık karşıdayım. Sonrasını ise hatırlamıyorum.

24 Aralık 2015 Perşembe

Sevmek de Yorulur / Cahit Zarifoğlu

....
..
Bir sen varsın, hep saçların, ağzın
Bir merdiven hücresinde uzak çağrışımlarla koşardın; y
a bensem..
Seni sonsuz gelişinle
Saçından tanıyor, gülüşünden kaçıyor
Eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
Uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
Davranılmaz üstünde durulmaz
Hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem 
...
..

7 Aralık 2015 Pazartesi

Fuzuli-1

Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin

Ki fessâd-ı rakkamı sûrumuzu şor eyler

Gâh bir harf kusûruyla eder nâdiri nâr

Gâh bir nokta sükûtuyla gözü kör eyler

3 Aralık 2015 Perşembe

Karşılaşınca (Abdurrahim Ötkür)

Seher vakti gördüm gözümün sultanını;
Dedim: sultan mısın? o dedi: yok, yok.
Gözleri ateş yeri, kolları kınalı;
Dedim: çolpan mısın? o dedi: yok, yok.

Dedim: ismin nedir? dedi: ayhan'dır.
Dedim: yurdun nere? dedi: turfan'dır.
Dedim: başındaki? dedi: hicrandır.
Dedim: hayran mısın? o dedi: yok, yok.

Dedim: aya benzer, dedi: yüzüm mü?
Dedim: yıldız gibi, dedi: gözüm mü?
Dedim: alev saçar, dedi: sözüm mü?
Dedim: volkan mısın? o dedi: yok, yok.

Dedim: çatık nedir? dedi: kaşımdır.
Dedim: siyah dalga nedir? dedi: saçımdır.
Dedim: on beş nedir? dedi: yaşımdır.
Dedim: canan mısın? o dedi: yok, yok.

Dedim: deniz nedir? dedi: kalbimdir.
Dedim: rana nedir? dedi: dudağımdır.
Dedim: şeker nedir? dedi: dilimdir.
Dedim: bir tatsam? o dedi: yok, yok.

Dedim: zincir vardır, dedi: boynumda.
Dedim: ölüm vardır, dedi: yolumda.
Dedim: bilezik? dedi: kolumda.
Dedim: korkar mısın? o dedi: yok, yok.

Dedim: neden korkmazsın? dedi: tanrı'm vardır.
Dedim: daha başka? dedi: halkım vardır.
Dedim: daha yok mu? dedi: ruhum vardır.
Dedim: şükran duyar mısın? o dedi: yok, yok.

Dedim: istek nedir? dedi: gülümdür.
Dedim: savaş var? dedi: yolumdur.
Dedim: ötkür nedir? dedi: kulumdur.
Dedim: satar mısın? o dedi: yok, yok.

/Abdurrahim Ötkür

Karşılaşınca ne söylemeli üzerine can yakan canana dokunmayan. Dedi yok, yok..

şuradan dinle > https://www.youtube.com/watch?v=9AiCgiRDo8o

7 Ekim 2015 Çarşamba

Klişeler-1

Klişe çokça kullanılan, ifadeye zenginlik katan, kullanıldıkça yayılan, bir yerden sonra basmakalıp hale dönüşen sözlerdir. Belki, bazen de davranışlardır. TDK’ya göre klişenin anlamı .... diye buraya TDK sözlükteki anlamını copy paste etmiş olsam bu bir klişe olurdu mesela. Benim burada klişeyi tanımlama çabama ne demeli peki..

Klişeler komik. Klişeleri, sanki klişeleşmemişcesine kararlılıkla, ciddiyetle kullananlar daha komik. Ben gülüyorum. Çok gülüyorum. Unutmayayım diye de buraya yazıyorum. Bu bir klişe havuzu;

  • Hazırsanız başlayalım.
  • İstanbul’da yaşayıp hiç deniz görmemiş 3 milyon insan varmış.
  •  İstanbulda yaşamıyacaksın, İstanbulda gezeceksin. Cebine koyacaksın parayı, bir hafta iki hafta gezeceksin. Sultanahmet, Eyüp sultan, Aziz mahmut hüdayi, Adalar, Eminönü neyse... gezeceksin.
  • İstanbulda evin varsa kralsın.
  • Ankara tam bir memur şehri. Akşam 10’dan sonra bi tane açık mekan bulamassın. Ama düzenli şehir, rahat yaşarsın.
  • Ankarada gezecek yer olmadığı için arkadaşlıklar daha sıkı, daha samimi.
  • Herkes kendi evinin önünü temizlese her yer temiz olur.
  • Türkiye’de en çok içkinin tüketildiği şehir Konya.
  • Bu sene soruları tübitak hazırlıyormuş.
  • Askeriye hep iyi yerleri kapıyo. Nerde bi deniz kenarı yer var askeriye almış.
  • Kahveler de geldiiiii.
  • Yediğin içtiğin senin olsun ne gördün onu anlat.
  • Türkiyede petrol var ama çıkaramıyoruz. Petrol kuyularına beton döküyolar.
  • Ben Ahmet Kayanın siyasetiyle ilgilenmiyorum, ben müziğini seviyorum.
  • Çay harareti alır.
  • O iş çeneye bakıyo, ağzın laf yapacak.
  • Kızlar piç erkeklerden hoşlanıyor.
  • Türküyle, kürdüyle, alevisiyle, çerkesiyle, abazasıyla...
  • Eller ıslakken tokalaşmak için uzatılan ele karşılık; “ellerim yaş” (kol uzatılır)
  • 70 milyon bizi izliyor.
  • Geldiklerinde kolunda 2 burma bilezik vardı ne yaptılarsa burda yaptılar.
  • Böyle böyle zengin oldu bunlar.
  • Benim de kürt arkadaşlarım var.
  • Seviyorsan git konuş.
  • Sana kız mı yok.
  • Zaten sana uygun biri değildi.
  • Avrupada yere tükürmek yasak.
  • Avrupada osurmak çok normal bişey ki.
  • Kar yağışına en çok çocuklar sevindi.
  • Gel gel, soğuk ama girince alışıyorsun, birden girmen lazım.
  • Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde.
  • Artık herşey bilgisayarla.
  • Zevkler ve renkler tartışılmaz.
  • Önce iş sonra aş sonra eş.
  • En iyi iş gıda işi, hiç biz zaman batmaz bi de berberlik, krizde bile batmaz.
  • Ben küçükken sarışınmışım.
  • Almanlar ağır sanayi de iyi.
devamı gelecek..