25 Haziran 2021 Cuma

Sevgilim

Sevgilim,

Yetimim benim,

Aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken

Kapılar kapalı, dünya buzlu cam
Uyuşmuş gözlerimin önünde
Hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan

İkimizin yerine dinliyorum
Sevdiğin şarkıları
Siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
Gömleklerini, kazaklarını, kokunu
Senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken
Gün boyu elimde kahve fincanı

Kapıyı açmıyorum
Telefonlara çıkmıyorum
Başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların

Sevgilim,
Yetimim benim,
Nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
Öldüğünden haberi yok fotoğraflarının

Murathan Mungan

9 Mart 2019 Cumartesi

Anılar


Rıhtımdayım. Tavuk dönerin ve denizin kokusunu çok rahat alabiliyorum. İyi ama neden burdayım, nasıl geldim ki buraya. Sanki farklı bir zamanda gibiyim. 

Şüpheden deliye döneceğim. Belki de çoktan delirdim.

Haldun Taner’in İETT otobüslerine bakan duvarına yakın yürüyen genç bir kız var. Önünü kesip; “Hey, sakin ol!, Ben gelecekten geliyorum, lütfen bana şu anda hangi yıldayız söyler misin?” diye sormayı planlıyorum.

Kızın bu soruya; “İnanmıyorum, gelecekte dünyaya köylüler mi hâkim olacak?” şeklinde soru ile karşılık vermesinden korkarak vazgeçiyorum.

Acaba diyorum, sorumu; “Bacım, kusura kalma, yanlış da anlama. Geçmişten geliyorum, şu anda hangi senedeyiz” diye değiştirsem daha mı iyi olur diye düşünüyorum. Ama o zaman da geçmişten geldiğim için beni gerici bulup, yadsır ve hiç yüz vermez..

Peki ama gelecekten geldiğime nasıl bu kadar emin olabiliyorum? Çünkü geçmişten gelmiş olamam diye düşünüyorum. Nerde ben de o şans! Adım gibi eminim, her gününü gelecek daha güzel olur avuntusuyla yaşadığım bugünümden, gide gide yine geçmişe gittim. Ama bu sefer gerçekten geçmişe gittim. Zaman yolculuğu! Sizin “bugün” dediğiniz “geçmişe” ben yine sizin “gelecek” dediğiniz benim “bugünüm”den geldim. Tamam, gelecekten geldim. Hayır, aslında ben bugünden geldim, siz geçmiştesiniz.

Boş yere ikili ilişkiye girerek macera aramayayım. En iyisi, şu karşıdaki büfeden bir gazete alıp tarihine bakmak. O sırada kız da uzaklaşıyor zaten benden. Arkasından bakıyorum, kalçaları çok güzel. Ulan diyorum keşke durdurabilseydim de ona sorsaydım. Bir an hayıflanıyorum, yolunda yürüyen kadınları hiç durduramadım zaten.

Olsun, çok doğru bir karar, gazetedeki tarihe bakacağım. Ama nasıl alacağım ki gazeteyi, pijamalıyım ve pijamamın cebi yok. Acaba diyorum kirli sakallı büfeciden rica mı etsem; “Selamun aleyküm, abi ben gelecekten geliyorum. Şu an hangi tarihteyiz öğrenebilmem için bir gazete almam gerekiyor, ama param yok. Bana bir Akit verebilir misin? Bir de canım çok sigara istiyor, kent switch var mı? Yani üretilmeye başladı mı?”

Büfecinin onu kandırdığımı düşüneceğinden korkarak vazgeçiyorum.

Buldum, Haldun Taner Sahnesinin önünde mutlaka oyun ilanları asılmıştır. Oyunların tarihlerine bakarım diye düşünüyorum. Koşarak deniz tarafındaki kapısına ulaşıyorum. Evet, işte bu, kapıda asılı duran bir oyun afişi var, Sarah Bernhardt, Anılar oyunu. Bu, Haldun Taner Sahnesi’nde oynanan ilk oyunmuş. Öyle yazıyor afişte. Sebze hali olarak kullanılan bu bina 1989 yılından şehir tiyatrolarınca alınıp Haldun Taner Sahnesi kuruluyor. İnanamıyorum.., 1989 yılındayım.

Kalıbım basarım bu aynı zamanda bir Haziran akşamı. Haziran akşamını her halinden anlarım. Şiirden pek anlamam, ezbere de bilmem çoğunu. Ama nasılsa Ahmet Kölecioğlu’nun; “1997 yılının haziran ayıydı bir akşam üstü Kadıköy meydanında deniz kenarındaki çay bahçelerinden birine oturdum çay içip denizi seyrediyordum. Haydarpaşa vapur iskelesi ve gar binası da karşımda net bir şekilde görünüyordu. Gelen çayım bitince ikincisini söyledim birde sigara yaktım. İçime bir ilham geldi, orda gördüğüm manzaradan esinlenerek yazmıştım” diye tanıttığı;

“Bir haziran akşamı
Tatlı hoş bir rüzgâr esintisi
Hafif dalgalı limanın kirlenmiş mavisi
Akşamın ilk karanlığında, beyaz bir martının rengi grimsi

Tam karşımda
Asırlık şehrin tarih saçan haydar paşa liman binası
Yakında çok yakında gelinlik giymiş üç kız misali
Beyaz boyalı üç yolcu gemisi

Hele birisi
Rüzgârın esintisiyle yerinde duramıyor
Dans ediyor birisi

Ama ne yazık ki kirlenmiş çevresi
Sigara izmariti kibrit çöpü kâğıt parçası
İçilmiş suyun pet şişesi ve kola kutusu
Kirlenmiş limanın tatlı güzel mavisi”

şiirini eksik gedik hatırlıyorum.

Hemen binanın içine atıyorum kendimi, sonra dosdoğru gişedeki yaşlı görevliye yaklaşıp; “Merhaba, bugün ayın kaçı” diyorum. “Sekizi” diyor. “Haziran değil mi?” diyorum hiç beklemeden. Alaycı bir üslüpla “Haziran” diyor. “1989 yılındayız değil mi?” diyorum. Bu kez benim alay ettiğimi düşünüyor. Anlamsızca yüzüme bakıyor.

Cesaretimi toplayıp; ”Bakın, ben  gelecekten geliyorum. Aslında bugün doğdum. Yani geçmişte bugün. Kapıda şu Anılar oyununu gördüm, bunun bir işaret olabileceğini düşünüyorum. Üzerimde hiç param yok. Ne olursunuz oyunu izlememe izin verin. Bir de bir dal sigaranız var mı?” diyorum.


Ani bir ürpertiyle, uyanıyorum. Ağzım kupkuru. Ama sudan çok sigara istiyor canım. Kalkıyorum, doğrudan mutfağa.. Uykuya bi sigara molası verip tekrar yatarım diye düşünüyorum.


3 Ocak 2019 Perşembe

Köylü Kurnazı


Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ben diyeyim yıllar sen de asırlar önce denizler ortasında bir adada haşmetli bir kral yaşarmış. Kral, halkını bu küçük adadaki sarayından idare edermiş.

Kralın bir de Esma Sultan adında kızı varmış. Güzelliği ada sınırlarını aşıp tüm ülkeye yayılan Esma Sultanı görmek için ülkenin genç yaşlı tüm erkekleri adaya çıkar Krala yüz sürermiş. Onu yakından görebilenlerin dilleri tutulur, hayata küserlermiş. Esma Sultanla halvet olmak bir yana, ona dokunabilme talihine erişebilen bir avuç teba halk arasında sınıf atlarmış.


Ana karadaki bir köyde terzi yamağı olan Galip'e de tüm dünya dopdolu Esma görünürmüş. Esma Sultan ile uyur Esma Sultan ile uyanırmış. Hayattaki tek dileği Esma Sultana bir kez olsun dokunabilmek, koklayabilmekmiş.

Uykusuz gecelerinden birinde aklına bir cinlik gelmiş Galip'in. Adaya haber gönderip vezirle görüşmek istemiş.


Vezir, bu fakir ama cesur köylü gencin ne istediğini merak edip destur vermiş. Galip adaya varıp vezirle birebir kaldığında kellesinin vurulmasını göze alıp, cesaretini toplayarak, bir çırpıda, anlatmış derdini; Esma Sultanın memelerini bir kez olsun görmesini sağlarsa vezire üç bin altın vereceğini söylemiş!


Paragöz vezir başta celallense de havadan kazanacağı üç bin altını düşünüp teklifi kabul etmiş. Planladıkları üzere, Esma Sultan hamamda yıkanırken vezir, sütyenine kaşındıran karınca tozu dökmüş. Hamamdan çıkan Esma Sultan sütyenini giydiğinde dayanılmaz bir kaşıntı peydah olmuş. Panzehiri olmadan bu kaşıntının yıkanmakla, kurulanmakla geçeceği yokmuş. Kral, vezirini çağırarak derhal bir hal çare bulmasını emretmiş.

Kurnaz vezir, Esma Sultana büyü yapıldığını, bu büyünün ancak ana karadaki efsunlu bir terzi yamağının tükürüğü ile bozulabileceğini söylemiş. Kral kızının haline dayanamayarak çaresiz kabul etmiş. Vezir saray askerlerini köye gönderip Galip'i adaya getirtmiş, diline karınca tozu panzehirini sürdükten sonra Esma Sultanın yanına götürmüş. 


Galip, büyük bir iştahla Esma Sultanı yalamış. Dilindeki panzehirin etkisiyle de Esma Sultanın kaşıntısı geçmiş.

Bir sigara yakıp, odadan büyük bir keyifle ayrılan Galip bir oyun da vezire edip, vadettiği üç bin altını vezire vermeyeceğini, dilerse düzenbazlıklarını Krala anlatabileceğini, bu durumda vezire kendi kellesinin de vurulacağını hatırlatmış. Tongaya düşen vezir çaresiz Galip'i salıvermiş.

Galip ağzı kulaklarında köyüne dönüp, mutlu mesut yaşamaya devam etmiş.


Derken bir gün, saray askerleri köye gelerek, bu kez de kralın kıçına büyü yapıldığını, acilen saraya gelmesi gerektiğini söyler.

6 Aralık 2018 Perşembe

Fırlatmaya Son 10 Saniye!

1 - Fırlatmaya 10 Saniye, 2018

Yukarıdaki fotoğraf, “Muharrem İnce İle Fotoğraf Çekildikten Sonra Sahneden Fırlatılan Adam”a ait. Bundan böyle ondan “Fırlatılan Adam” olarak bahsedeceğim.

Fırlatılan Adam Karşıyaka’da, Dr. Mustafa Enver Caddesi üzerindeki Şair Eşref Apartmanının 14 yıllık kapıcısı, 52 yaşında. Fırlatılan Adam, İzmir’e karısıyla birlikte, 99 yılında çalışmak için geldi.

İlk 3 sene Urla, Bornova, Balçova ve Çiğli’de yazlık inşaatlarında demir ustası olarak çalıştı. 3 sene sonra Karşıyaka’daki Muammer Aksoy Parkı Durağına 20 metre uzaklıkta bir mesafede bulunan üç metre karelik pimapen bir büfenin devren satılık olduğunu duydu ve büyük oğlu işletsin diye satın aldı. 5 ay sonra oğlu askere gidince büfeyi kendisi işletmeye devam etti.

Her gün aynı durakta inip, Fırlatılan Adam’dan sigara alan Şair Eşref Apartmanı yöneticisi, apartmanlarına kapıcı aradıklarını söylediğinde Fırlatılan Adam bir an bile düşünmeden büfeyi satıp kapıcılığa başladı. O zamandan beri de kapıcı.

Sonradan da olsa, apartmanındaki herkes gibi o da bir halk partili.

2018 Mayıs’ta, Muharrem İnce’nin İzmir’de yaptığı bir konuşmada sahneye fırlayıp onunla selfie çekinmek isteyen Fırlatılan Adam, selfie’den hemen sonra korumalar tarafından fırlatıldı.

Bu fotoğraf, Fırlatılan Adama ait, ismi “Fırlatmaya 10 Saniye”, 2018 yılı Mayıs Ayı’nda Fırlatılan Adamın kendi cep telefonu ile çekildi.

Fotoğrafın ne şartlar altında çekildiği şuradan izlenebilir:

Fotoğraf ne anlatıyor? Fotoğrafa baktığınızda Fırlatılan Adam henüz fırlatılan adam değil. Kime gösterecekti, nerede paylaşacaktı, nerede sergileyecekti acaba bu fotoğrafı. Neden bu kadar mutlu? Az sonra fırlatılacağının farkında olsa yine de mutlu olur muydu? Fırlatıyor ama çalışıyor diye düşünüp yine de sahneye fırlarmıydı acaba? Basit bir fotoğraf, ünlüyle çekilmiş bir selfie karesi. Fotoğrafın kendisi hiç birşey anlatmıyor!

2 - Fırlatmaya 10 Saniye, 2013

Bu fotoğraf ise İlker Canikligil’e ait. Fotoğraf, İlker Canikligilin Aralık 2014 yılında İstanbul Zorlu Performans Sanatları Merkezi Galeri alanındaki “Çok Aslında Azdır” isimli ilk solo sergisinde yer aldı.

Adı, “Fırlatmaya 10 Saniye”. (2013, Pleksiglas Altında Arşivsel Pigment Baskı, 150*190 cm.)

Fırlatmaya 10 Saniye çok yüksek çözünürlüklü ve büyük boyutta bir fotoğraf. Çekim sonrasında manipüle edilip, içinde çoğaltmalar uygulanmış bir fotoğraf.

Fotoğrafta ihtişamlı, büyük bir iş kulesi var. Başlangıçta fotoğraf bu büyük iş kulesinin fotoğrafı gibi görünüyor, daha yakından bakıldığında ışığı yanan katlardaki çalışan yüzlerce insan, bilgisayarlar, ofis malzemeleri de ayırt edilebiliyor.

İlker Canikligil fotoğrafını aşağı yukarı şöyle anlatıyor; Fotoğrafa ilk bakıldığında hızlıca kavranıyor ve büyük bir kuleden başkası görünmüyor. O İlk bakıştaki basitlik, teklik ve büyük olmasına rağmen azlık hissi serginin temel amacı.

Çünkü fotoğrafa daha yakından bakıldığında görülebilen bir çokluk var. İşte bu çokluk aslında en başta hissedilen azlığı meydana getiren şey. Çokluğun sonunda azlığa yol açtığıyla ilgili eleştirel bir fotoğraf.

Fotoğrafın ne şartlar altında sergilendiği şuradan izlenebilir.


Fotoğrafın çok net bir anlatısı var. Tutarlı ve temiz. Planlı ve teknik bir fotoğraf. 

3-Son
Seçim yapacak olsak acaba hangi fotoğrafa bakmış olmayı, görmeyi daha çok isteriz. 

Neden birini diğerine üstün görürüz? Ne zaman hangisini üstün görürüz? Kim hangisini görmekten daha çok haz alır, kim diğerini görmek ister? 


Yukarıdaki fotoğrafa hangimiz sahip olmak ister? Bizim için ne ifade eder? 

Bu fotoğrafın bilmediğimiz, tanımadığımız kasabalı bir adama ne ifade ettiği şuradan izlenebilir.

https://www.youtube.com/watch?v=JNXokIuBuDk

Söylemeye çalıştığım belki de şu; amaçsız, plansız ve belki de rastlantısal bir şekilde yaratılan bazı şeyler bazen, belli bir disipline, tekniğe bağlı kalınarak yaratılandan daha kıymetli olabilir. Belki de olmaz.

29 Kasım 2018 Perşembe

Alelade

Alelade bir bahaneye bakar esasen ellerini tutmak
Omzuma komşudur çoğu zaman başın
Ve dokunacağım kadar uzakta saçların
Ellerin diyorum aslında..
Evrensel baharların etkisi altında, ılık

Biliyorum ellerin boynuna giden yolun hemen başı
Boynunsa bir yaradılış hikmeti tanrının
Kollarına gelince,
Boynuna giden yolda sadece bir durak
Omzun saçlarına liman, boynun soluğumu kesecek

Bütün bunlar olurken,
Arzı mevudumsan
Alev almaz bir çıraysam, yaşsam
Kıyıda köşede kalmışsa hasretim sana
Dört yanım senle çevriliyken yazıksa bana
Daha demincek şuradaysan ve özlüyorsam şüphesiz
Alelade bir bahaneye bakar herşey aslında

--12 Mart 2016'da yazılıp, silinen

Temon

Sana kalsa bahsi olmaz saçlarının bir daha.
Oysa her teline ayrı şiirler yazasım geliyor,
Yüzüne düşüyor mesela bazısı telinin,
Yüzünü okşuyorum, bayağı çulha kuşu ötüyor o an.
Tutup sıcacık kulağının ardına bırakıyorum tellerini.
Sarılsam sana alev alacak gibi geliyor şehrimiz.
Sana kalsa bahsi olmaz dokunmalarımın.
Oysa her dokunuşumda başkentler kül oluyor,
Kül oluyor mesela Ankara.

Günden güne güzelleşiyorsun, bunun bir sonu olmalı.
Çok değil ikimizden birisi ikna olmalı.

--12 Temmuz 2016'da yazılıp, silinen

4 Kasım 2018 Pazar

mentourpilot.com Nedir?

Sitenin 5 Mayıs 2018'de yayınlanan About ME kısmı, şimdiye dek okuduğum en güzellerinden.. 

Olduğu gibi aşşağıda;

My story started in the small village Billsjö outside the northern Swedish town of Örnsköldsvik back in 1981.

I used to love to play football and hang out with friends and my lovely family. We are 4 siblings and we used to have a blast together!

When I was 14 years old I was “bitten by the aviation bug”.

My father had acquired a PPL in order to fly in his work, between the cities of Northern Sweden, and I had been tagging along.

For my birthday that year my parents gave me a test-lesson in a Cessna 172 together with a real instructor named Mats.

It was an absolutely mind-altering experienced and I decided then and there that becoming a pilot was what I wanted to do with my life.

I was a very average student at that time but having a target completely transformed my work ethic and I went from an average 3.5 (5) score to a 4.8 within the period of 2 years.

This is what motivation and goals do to you!

The reason I needed to increase my grades was that I had my eyes set on a government sponsored aviation program in Sweden. There were only 30 slots availible per year in the entire country so I knew that I needed perfect grades in order to have a chance to even reach the selection process.

During the first year of the Swedish “Gymnasium”, which is equivalent to junior college, I perfected my grades and was selected to come for an interview and assessment for the government sponsored program, I was so nervous!
The selection process did not go well at all. I was way to nervous and did not perform as well as I had hoped.

I was sure that my dream had been crushed and I was completely destroyed but it turned out that I had managed to juuuust squeeze through the selection.
I started this fantastic program in 1998 and the following years were some of the best years of my life.

I was surrounded by 29 other 17-year olds with exactly the same goals as me and most of them were way smarter than me so I had to work REALLY hard to keep up.

The flying was AMAZING.
Imagine being 17 years old and in command of your own aircraft, on school hours, paid by the government.

The course was incredibly hard but after 2 years I was done with both a natural science, junior college degree and a fresh CPL, IR with frozen ATPL theory. The joy!!


The following year I had to do military service which I completed as an airport fire-fighter. This was another great experience and I also worked on the ramp, loading and cleaning aircraft so I got to see that part of the aviation world as well.

After the military service I had to apply for the last part of the government sponsored program which contained the Multi engine and MCC course as well as some time building in San Diego.

For different reasons I managed to complete my ME and MCC before the rest of the class and had the incredible luck to be called for an interview with a, then small, B737 operator, even before the course was finished.

(Remember, this is 2002, just after 9/11 so the job-prospects were extremely bleak.)

It turned out that I was successful in my application and assessment so, as my classmates were getting ready to go to San Diego in the US, I started my type-rating on the mighty Boeing 737-800.

My first base, as a first officer, was London Stansted where I stayed for 2,5 years. It was a very valuable experience and I was lucky to fly with a lot of different and skilled captains from who I learned a ton.

After my time in Stansted I was selected as a SFI (Synthetic Flight Instructor) in my airlines simulator centre outside Nottingham in the UK.

The course to become an instructor was the hardest course that I have ever done but it was worth it!

It was the beginning of my over 12 year long career as an instructor on the 737 and its still going.

You never really understand an aircraft or the procedures you fly until you have to teach it to others!

I became a captain when I was 25 years old, a line training captain and TRI (Type rating Instructor) when I was 26 and have since become a TRE (type Rating Examiner) as well.

I am now working as a Line-training captain and Base TRE in my base in Gerona, Spain.

I am married to a wonderful woman and I have 2 little sons and a little dog called Molly.

I have more than 10 000 hours on the Boeing 737 and I intend to do many many more of them.

The reason you are reading this is because I started a new journey in 2015. The journey on Social Media.

I had been reading a lot about social media during the years before but I hadn’t really fully understood it. I was very disappointed every time i surfed the web and looked at aviation content since everybody seemed so miserable.

I couldn’t find ANY good, unbiased, positive and constructive content anywhere so I decided to start my own Youtube channel.

The Social Media experience has been another highlight of my career so far. The Youtube channel has grown massively and I am getting in contact with so many wonderful people every day!

I have created VR applications, social media applications, FB, Twitter, Instagram profiles and you are reading this on my latest project, my own website!
My goal going forward is a bold and ambition one (all goals should be!)
I want to create THE aviation hub in the world. I want everybody who are interested in aviation to come to this site or any of my other forums and feel welcome.

Everyone should be able to ask any questions and get positive and constructive answers back from professionals or other enthusiasts.

I want pilot students to come here for support, nervous flyers to come here for comfort and professional pilots to come here to share their knowledge with the coming generation of pilots and enthusiasts.

I hope you all share this vision and are ready to help. I know that this will require a lot of work but I will not stop on my way, just like I never stopped studying to get into the government sponsored program when I was a teenager!